
MEVLANA
CELALEDDIN-I RUMI
Biz gidince, arama türbemizi baska yerde,
Ehli dil sinelerinde
yeri var kabrimizin.”
(Hazreti Mevlana
Muhammed Celaleddin-i Rumi)
Islam Tasavvuf tarihinin
müstesna bir ferdi, Hazreti Mevlana Celaleddin-i Rumi, hazretlerinin dogumu,
yedinci hicret asrinda Rebiu'l-evvel ayinin 3. günü ki, bu tarih miladi
olarak 27 eylül 1207 yilina rastlar.
Asil adi Muhammed olup,
lakabi Celaleddin'dir. Belh sehrinde dogdugundan dolayi oraya nisbetle Belhi,
ömrünün büyük bir kismini Anadolu'da geçirdigi için, ayni zamanda kendisine
Anadolu'lu anlamina gelen ‘Rumi' lakabi verilmis ve bununla meshur
olmustur.
Bu büyük insana,
Hüdavendigar (hükümdar), Hünkar (padisah), Sultanü'l-asikin
(asiklarin sultani), Sultanü'l-mahbubin (muhabbet edenlerin
sultani), Mollayi Rum (rum diyarinin alimi), yahut Pir-i Rumi
(rum diyarinin öncüsü) gibi sifatlar da verilmistir. Mevlana
lakabini kendisine ilk defa veren, Seyh Sadreddin-i Konevi hazretleridir.
Yine Mevlana hazretlerine
Sultan ünvani Konya'da bulunan Selçuk Sultani Alaeddin Keykubat tarafindan
verilmistir. Öyleki: “Sultan ben degilim, sensin” diye hitab ederdi. Babasinin yüce iltifatlari sebebi ile de; Hüdavendigar
diye vasiflanmistir. Muhterem babasi, ‘Sultanü'l-Ulema' ünvani ile
taninan, Hüseyin Hatibi'nin oglu Muhammed Bahauddin Veled'dir. Kendisine
Sultanü'l-Ulema ünvaninin verilmesi manevi bir isaretle olmustur ki; Belh
sehrinin önde gelen üçyüz tane alimi rüyalarinda Resulullah (sav)'i görürler
ve:
“Bu günden itibaren
Baha Veled'e, ‘Sultanü'l-Ulema' deyiniz” talimatini
alirlar. Ertesi gün sabah namazinda O'nun medresesine giderler ve rüyada
bildirileni bizzat orada hazir bulunanlara söyler ve oradakiler: “Allah
ve Resulü sahittir ve bizler de sahidiz ki, sen bundan böyle
‘Sultanü'l-Ulema'sin” dediler.
Bahaeddin Veled
hazretlerinin, soy kütügü Hazreti Ebu Bekir (ra)'a dayanmaktadir. Serefli
neseb silsilesi su halka ile Hazreti Ebu Bekir (ra)'e ulasir: Mevlananin
babasi Sultanül Ulema Muhammed Bahaeddin Veled, o'nun babasi; Hüseyin
Hatibi, o'nun babasi Ahmed Hatibi, o'nun babasi Mahmud, o'nun babasi (Mevlüt)
Mevdud, o'nun babasi Müseyyeb, o'nun babasi Mudahhar, o'nun babasi
Hammad, o'nun babasi Abdurrahman, O'nun babasi Hazreti Ebu Bekir Siddik
(r.a)'dir. Bu hesaba göre Mevlana Hazretleri, Hazreti Ebu Bekir Siddik
(r.a)'in on birinci torunudur.
Hazreti Siddik-i Ekber
neslinden gelen Mevlana'nin anne tarafindan da soyu, on dördüncü göbekte
Hazreti Muhammed Mustafa (sav)'in torunu Hazreti Hüseyin (ra)'e uzanmaktadir.
Söyleki; Ecdadindan Ahmed-ül Hatibi Semsül Eimme Ahmet'i Serahsinin kizi
Firdevs hatunu almis Mevlananin ceddi (dedesi) Hüseyin el Hatibi ondan
dogmustur. Semsül Eimme ise sülalei Nebeviyye den (peygamber
sülalesinden) idi. Yine ecdadindan meshur Ibrahim Edhem'in atasi
Mevlana Hüseyin Hatibi de Harzem Sahi Alaeddin'in kizini almis olduklari
için, o nesebi kerime (o büyük soy) tertemiz devam edip gelen bir
asaletde karismistir.
Hz.
MUHAMMED ŞEMS-İ TEBRİZİ
Sems'i Tebrizi diye taninan
bu büyük evliyanin gerçek adi ve künyesi ‘Melik Dad oglu Ali oglu Muhammed
Semseddin' dir.Yüksek kabiliyetlerle mücehhez hakikat ve mana erenlerinden
ve evladu rasulden olup seyyitlerdendir. Hicretin altinci yüzyilinda
Tebriz'de M.1153 tarihinde dogmustur. Henüz çocukluk yaslarinda iken bile
yasitlarindan çok farkli bir anlayis düsünüs ve yasayisa sahip bulunan Sems
o günlerini söyle anlatir;
“Henüz ergenlik çagina
girmemistim. Ask deryasina daldim mi, 40-45 gün hiçbir sey yemezdim;
istekten kesilirdim. Günlerce açliga, susuzluga katlanirdim. Bir gün babam
bana çikisti:
“Oglum dedi, ben senin bu
halinden bir sey anlamiyorum; bunun sonu nereye varacak? Bu davranislar seni
felakete götürecek.”
Ben ona su cevabi verdim:
- Baba! Seninle benim
babalik ve evlatlik iliskilerimiz neye benzer bilir misin? Bir tavugun
altina tavuk yumurtalariyla karisik bir de kaz yumurtasi koymuslar. Vakti
gelipte civcivler çiktigi zaman bunlar hep birlikte analarinin arkasina
düser giderler, yolda bir göl kenarina rastlarlar. Kaz yumurtasindan çikan
civciv hemen kendini suya atar; bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum bogulacak
der; çirpinmaya baslar.Halbuki kaz yavrusu nese içinde suda yüzmektedir.
- Iste seninle benim
aramdaki fark da böyledir.
Sems'i Tebrizi hazretleri
ilk nasibini Kadiri tarikati üstadi olan Seyh Ebu Bekir Sillaf (sepetçi Ebu
Bekir) adindaki bir Mürsid'i Kamilden almistir.
Aradigini, özledigini onda
bulmustur.Uzun yillar bu mübarek zatin hizmetinde bulunarak manevi olarak
hayli yol almistir. Bu mübarek zatin vefatindan sonra yine kadiri üstadi
Baba Hacendi Hazretlerine intisap etmis ve seyri sülükünü burada
tamamlamistir.
Üstad Semseddin Tebrizi
Hazretlerinin tavir ve hareketleri onun hiç kimseye ihtiyaci olmadigini
gösterirdi. Maddi menfaat için hiç kimseye tenezzül etmez, hiç kimseye boyun
egmez, çok vakarli ve oldukca heybetli bir kisi idi. Apacik kerametleri olan
ve olgunluklari herkesce bilinen bu aziz ve muhterem zat çok hassas idi.
Istidat sahibi olan ve kabiliyetli kimseleri irsat etmeye ehil bir zat idi.
Mübarek zatin pek çok kerametleri vardi.
MEVLANA
HAZRETLERİNİN ŞEMS-İ TEBRİZİ ILE ILK KARŞILAŞMASI
Mevlana hazretleri Sam'da
iken bir gün pazar yerine girmis, dalgin dalgin dolasirken, kalabalik insan
toplulugu arasinda acaip kilikli bir kimse kolundan tutup yanina çekerek:
“Ey dünya sarrafi beni
anla...” der ve kaybolur.
Mevlana hazretleri irkilerek
bakakalir. Tanimadigi bu meçhul adam kimdir? “Bu meçhul insan en büyük
Mürsid-i Semseddin Tebrizidir”. Bir zaman gelecek, bambaska bir ufka pencere
açarak Mevlana'yi asil maksadina ulastiracaktir.
ŞEMS
HAZRETLERİ VAZİFESİNİ YERİNE GETİRMEK ÜZERE YOLLARA DÜŞÜYOR
Sems-i Tebriz'i Hazretleri
almis oldugu manevi görev ile basini adamis oldugu müridi Mevlana Hz.ni
irsat etmek üzere Iran'in Tebriz beldesinden ayrilarak önce Mekke sonra Sam
ve uzun bir yolculuktan sonra 29 Kasim 1161 tarihinde Konya'ya gelmistir.
Konya'da seker furus hanina yerlesmis ve istirahate çekilmisti.
Sems Hz.leri ertesi gün
yabancisi oldugu Konya'nin çarsisinda dolasmaya çikar. Ayni günün ögleden
sonrasi (simdiki Mevlana Caddesi) üzerinde yürür iken, etrafinda
talebeleri bulunan ve bir katira binmis, her haliyle müderris oldugu
anlasilan, herkes tarafindan hürmet ve saygiyla tazim edilen, gayet
heybetli, nurani ve güzel yüzlü bir zat'in geldigini görür. Sems-i Tebriz'i
Hazretleri, Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin alnindaki velayet nurunu görünce,
nuru muhabbetle bilir ki, gayb aleminde isaret olunan zat budur.
Bu arada katiri ile Sems
Hazretlerine dogru yaklasan Hz. Mevlana'nin, Sems Hazretleri nazar-i
dikkatini çekti. Söyleki:
Sems hazretlerinin basinda
hiç bir külaha benzemeyen bir baslik vardi ve oldukça cazip idi.Sirtinda
siyah bir cübbe bulunuyordu. Yüzü ayin ondördü gibi gayet nurani idi. Seyyah
kiyafetli bu sahsi gören Mevlana hazretleri, katirinin basini çekip, bu
oturmakta olan esrarengiz adamin yüzüne doya doya bakmak istemis ise de
kendinde utanmak, sikilmak hasil oldugundan o göz kamastirici olan nurani
yüze bakamayip sadece selam verip geçer ve kendi kendine:
- “Ben hiç
böyle kiyafetli, böyle nurani ve bu sekilde kisveli dervis görmedim,” derken
Semseddin Tebriz-i selami alip hemen ayaga kalkarak arkasindan yetisti ve
katirin yularindan tutup durdurunca Mevlana Hazretleri yüzüne bakip:
- “Ne istersin?”
diye sorar. Sems-i Tebriz-i Hazretleri cevap verip:
- “Size bir sualim
var!” der. Hz. Mevlana:
- “Yol üzerinde sual olmaz,
eger sualini soracak isen medreseye gel der.”
Sems Hazretleri de:
- “Bu sualim çok önemli”
diyerek, katirin dizginine eliyle siki siki yapisir. Israrla sormak
isteyince talebeler, Sems Hazretlerine müdahale ederler. Mevlana
Hazretlerinin katiri da, gelen talebelere, basi ve kuyrugu ile karsi koyup,
çifte atarak onlari Hz. Sems'e yaklastirmaz ve etrafinda dönmeye baslar. Bu
hali gören Mevlana Hazretleri, hayvanin da ona itaat ettigini görünce,
feraset nuruyla bu zatin, Allah-ü Teala'nin bir evliyasi oldugunu anlar.
Talebelerine ise durmalarini söyleyerek, Sems Hazretlerine de suâlini
sormasini istedi.
- “Ey Müslümanlarin
imami! Bir müskilim var?.. Hazreti Muhammed mi (s.a.v) büyük , Bayezid'i Bestami mi?” Mevlana, bu vak'ayi
(olayi) anlatirken:
- “Bu sorunun heybetinden,
sanki yedi kat gök biri birinden ayrilip yere yikildi ve içimden çikan büyük
bir ates kafatasimin içini kapladi. Oradan bir dumanin çikip, Ars'in altina
kadar yükseldigini gördüm” buyurur. Mevlana hemen kendisini toparliyarak:
- “Bu nasil sual böyle?
Elbette Allah'in elçisi Hazreti Muhammed (s.a.v), bütün yaratiklarin en
büyügüdür. Burada Bayezid'in sözü mü olur?” dedi ve Fahri Alem Efendimizin
(s.a.v) faziletine dair bir çok ayetler okuyarak, Bayezid-i Bestami'nin ise,
O'nun Ümmetinin ferdlerinden bir kimse oldugunu izah etti. Bunun üzerine Hz.
Sems:
- “ O halde, bu ne demektir?
Peygamber bu kadar büyüklügü ile : ‘Sübhaneke ma arafnake hakka
marifetike' “Ya Rabbi! Seni tenzih ederim, biz seni
layik oldugun vechile (sekilde) bilemedik” buyurdu. Halbuki Bayezid:
- ‘Sübhani ma
a'zame sani' “Ben kendimi tenzih ederim, benim sanim çok yücedir”
ve yine: ‘cesedimin her zerresinde Allah'dan baska varlik
yok..' demekte” dedi. Mevlana Hazretleri:
- “Hazreti Muhammed (s.a.v),
müthis bir manevi suya doy-mazlik hastaligina tutulmus, susuzluk içinde
susuzluktan içi yaniyor ve O'nun mübarek gögsü: “Biz senin gögsünü
açmadik mi?” Serhiyle kalbi genisledi, bunun içinde susuzluktan dem
vurdu. O her gün sayisiz makamlar geçiyor. Her makami geçtikçe, evvelki
bilgi ve makamina istigfar ediyor, daha çok yakinlik istiyordu. Bayezid ise,
bir yudumla susuzlugu dindi ve suya kandigindan dem vurdu. Onun idrak
testisi, o kadar suyla doldu. O nur da, onun evinin penceresinin büyüklügü
nisbetinde içeri girdi ve nurla dolmus gördü.. ve daha çok bakmadi. Vardigi
ilk makamin sarhosluguna kapilarak kendisinden geçti ve o makamda kaldi; bu
sözü söyledi.” Bunun üzerine Sems-i Tebriz'i bir feryadla: “ALLAH”(c.c)
deyip bayildi.
Mevlana Hazretleri hemen
katirdan inerek yanindaki adamlariyla Sems-i tutup kaldirdi ve O'nu, kendi
medresesine götürdüler. Sems, orada kendine gelince Mevlana ile öyle bir
kucaklastilar ki, sanki iki umman (deniz) biri birine kavusmus,
yillarca biri birine hasret olan iki sevgili birlesmislerdi. Çünkü onlar
ruhlar aleminde tanismis ve ülfet etmislerdi. Bu aleme gelince de oradaki
birlikteliklerini devam ettirmeye basladilar. Fakat Mevlana'nin etrafindaki
talebe ve yakinlari ise, bu hale hayretle baka kalmislardi. Yillardir
birbirine hasret olan iki asik, Mevlana'nin medresesinde mana alemi ile
sirlanmis, bir hücreye girerek, aylarca sürecek sohbetlerine baslamislardi.
Sems Hazretleri Allah'in (cc)
esmasinin sirlarini ögretmeye baslamisti. Mevlana ve Sems Hazretleri,
birbirlerine kavusmalarinin ask ve sevki içerisinde halvethane'ye girerek,
yeme ve içmeyi terk edip, ihtiyaç dahi gidermeden, Allah'in (cc) esma ve
zikirleriyle tefekkür ederek, manen doyulmaz feyz ve nur deryalarina
dalmislardir. Allah Teala Hazretlerinin ihsani ve keremiyle bu mübarek iki
zat'i manen (insanoglunun aklina bile gelmeyecek çesitli cennet
nimetleriyle) doyurup, rahmetine gark eylemistir. Mevlana Hazretleri
böylece seyr-u sülukuna baslayip, kamil bir Mürsid olmaya ilk adimi atmis
oldu.
SEMA
Ne günesin aya
yetisip çatmasi mümkün olur ne de gece gündüzü geçer. Hepsi (günes, ay ve
yildizlar ayri ayri) bir felekte (kürede) dönerler. Devirlerini tamamlarlar.
(S:Yasin A: 40)
Kainatta hiçbir varlik
yoktur ki belli bir ahenk içersinde dönmesin. Bu varliklar arasindaki ortak
özellik, her birinin bünyesini teskil eden atomdaki ; elektron , proton ve
nötronlarin dahi dönüyor olmasidir. Hz. Mevlana “ Eger bir atomu,
kesersen, ortasindan bir günes ve günes etrafinda da durmadan dönen
gezegenler görürsün. ”der. Müsterek olan bu benzerlik dolayisiyla
Allah'in yaratmis oldugu alemlerin döndügü gibi, maddenin temel tasi olan
atomun dönmesi, insan vücudundaki kanin devri alem etmesi, dünyanin dönmesi
bu varliklara hayat verir. Eger bu hareket olmasaydi, varliklar hayat
bulamazdi. Hz Mevlana “ Gercek varliginizin çevresinde dönün
” sözüyle bunu en güzel biçimde özetler.
Bu ortak özelligin yani sira
insani diger varliklardan farkli ve üstün kilan, sadece insana bahsedilmis
olan akildir. Iste asiklar gönüllerindeki askla, akli birlestirerek semanin
sirrina vakif olurlar.
Yüce yaratanin varligina,
birligine, büyüklügüne, azametine sahadet ve hamd edercesine en ufak
hücreden, gökteki yildizlara kadar. kainattaki canli ve cansiz tüm varliklar
bu semaya istirak ederler. Sanki “Göklerde ve yerde ne varsa Allah'i
zikreder” (tegabun 64/1) Ayetini teyit edercesine…
Sema hak asiginin Allah'a
karsi duydugu sevgiyi, heyecani hareket halinde dönerek ifade etmesidir.
Mevlana Celaleddin Rumi(k.s) hazretleri Mesnevi serifinde söyle ifade eder.
“…Kendi evine geldin a ask!
Gir içeriye hos geldin, safalar getirdin; gönlün kapisindan gir de, canin
tapisina dek yürü!
Bedenimin her zerresi,
günesine âsik; dikkat et de bak, zerrelerin günesle uzun bir isi var.
Pencerenin önünde ki
zerrelere bak, havada ne de güzel oynuyorlar; kimin kiblesi günes olursa,
namazi böyle olur onun.
Su zerreler, günesin
isiginda sufiler gibi sema edip dururlar; fakat hangi
nagmeyle, hangi vurusla; ne biçim bir sazla sema ederler,
kimsecikler bilmez!
Her gönülde bir baska nagme,
bir baska vurus; oynayan meydandadir da, çalgicilar sir gibi gizli.
Hepsinden üstün, bizim iç
sema 'miz; bütün zerrelerimiz, yüz çesit nazla O'nun
isigimda oynayip durmada…”
Abdullah Baba (KS)
Hazretleri bizzat zakirlik döneminde zikrullah yapilirken “Hay”
esmasinda, halakanin ortasina çikar ask ve vecd ile sema
ederdi.
Abdullah Baba(KS)Hz.leri
sema hakkinda ki görüslerini söyle ifade ettiler:
Sema bir ibadet degil; ask
ile vecd halinin bir tezahürüdür. Nasil ki degirmen olugundan gelen su
degirmen tasini ihtiyarsiz döndürür ise varidati ilahiye de asiklarin ve
taliplerin gönlüne dökülünce, ihtiyarsiz bu kalibi döndürür.Zikrullah
içerisinde sema ise Lafza-i Celal ve Hay esmasi okunurken yapilir.
Rasulullah (AS) Efendimizin
sahabeleri ve evliyaullahta sema etmislerdir.
Imam Ahmed bin Hambel (ra)
Hz. Ali Kerremallahu vechehu (ra) efendimizden rivayet etmistir:
Hz. Ali (r.a.)
buyurmuslardir ki:
- Bir gün, Cafer ve Zeyd
(r.a) ile huzur-u Resulullaha vardim. Aleyhisselat-ü Vesselam efendimiz,
Zeyd'e:
- Sen benim kölemsin!
buyurdu.
Zeyd (r.a), sevinç ve
memnuniyetinden hemen sema' ya basladi.
Sonra Cafer'e:
- Sen de, surette ve ahlakta
bana benzersin! buyurunca, O'da semaya basladi. Sonra bana hitap buyurdu:
- Sen de bendensin.
Ahmed Bin Hanbel bu hadisi
serifi böylece belirttikten sonra buyurmuslardir ki:
- Bu hadisi serif gösteriyor
ki, kisi batinina yetistigi zaman sema etse caizdir. Ancak, Hz. Ali
Kerremallahu Vechehu ile Zeyd ve Cafer ridvanullahi aleyhim ecma'iynin
semalari; vecd degil belki tevacüd idi. Zira, Fahri Alem (sav) efendimizin
iltifatlarindan ötürü sevklenerek sema etmislerdir. Hepsininde akillari
baslarinda yani ihtiyarlari dahilinde idi.
Bundan da anlasiliyor ki,
kisinin kalbine Hak Teala tarafindan bir sevk gelse, vecd olmaksizin sema
etmesi, akli basinda olsa dahi caizdir.
Peygamber (s.a.v) Efendimiz
Mekke'de ki zalimlerin zulmünden Medine'ye hicret ederken yol arkadasi
Hz.Ebu Bekir (r.a) Hz. ile Sevr magarasina girdiler. Ebu Bekir (r.a)
kendilerini arayan müsriklerin Peygamber Efendimize zarar vereceginden
korkmaya basladi.
Rasulullah (s.a.v)
Hazretleri;
“Ya Eba Bekir, korkma Allah
(c.c) Muin' imizdir. Allah Habir' dir (haberdardir),
Allah Semig' dir (isiticidir), Basir 'dir
(görücüdür) O bizimle beraberdir. Dilini damagina yapistir, Tevhid'e devam
et diye zikr-i telkin etmislerdir. Böylece Hz. Ebu Bekir Siddik (r.a)
Hz'leri Allah'a giden yolda seyr-i sülukuna bu magarada basladi.
Hz Ebu Bekir'in, müslüman
oldugu zaman kirk bin dirhemi vardi.
Müsriklerin, iskence altinda
kivrandirdiklari müslüman köleleri, onlardan satin alip azad etmek ve
müslümanlari güçlendirmek için, bu servetini harcamakdan geri durmadi.
Medineye hicret edecegi zaman, ancak bes bin veya alti bin dirhemi kalmisti.
Oglu Abdullah'i gönderip onlari da alip Sevr magarasina getirdi ve yaninda
Medine'ye götürdü. Orada da Mekke'de yaptigi gibi yapti. Develeri,
cariyeleri, köleleri teneke ile altin ve gümüsü Allah yolunda tasadduk etti.
Ashab-i Suffe için Beytül-mal için mallarini tasadduk etti.
Nefsi mutmain makamina
gelmisti ki; Cenab-i Allah:
- Ey Cibril!
Habibime selam söyle kulum Ebubekir'den razi oldum. O da benden razi oldu
mu? Cibril aleyhisselam;
- Ya Rabbi Ebu Bekir riza
makamina nasil eristi? Diye sordu. Allah'i Zülcelal Hazretleri:
- Ey Cibril gitde imtihan
et, dedi.
Cibril'i Emin ben-i Adem
suretine girip Ebu Bekir Siddik (r.a.)'a geldi.
- Allah rizasi için giyecek
cübbem yok. Ne olur bana yardim et, dedi. Ebu Bekir efendimiz:
Hemen cübbesini çikardi
Cibril'i Emin'e verdi. Oradan ayrildi evine gitti. Bir müddet sonra kapi
çalindi kapiyi açti yine Ben-i Adem suretinde Cibril'i Emin geldi ve söyle
dedi:
- Giyecek gömlegim yok,
Allah'in Resulü Muhammed Mustafa (s.a.v) hakki için bana bir gömlek ver,
deyince Ebu Bekir Siddik (r.a) efendimiz üzerindeki kalan tek gömlegi de
verdi ve sadece alt donu ile üstü çiril çiplak kalmisti.
Allah'in Rasulüne asik her
ani onunla beraber olan Hz. Ebu Bekir (r.a) çiplak oldugu için edeb etti,
haya etti, Rasulullah efendimizin yanina varamadi hatta mescide dahi
gidemedi. Hz. Peygamberin gülü Hz. Fatima (r.a) annemiz Ebu Bekir Siddik
(r.a) efendimizin evinin önünden geçerken pencereden omuzlarinin çiplak
oldugunu gördü. Rasulullah (s.a.v) efendimizin haneyi saadetlerine gitti.
O'na;
- Ya Resulallah! Ebu Bekir
Siddik (r.a) Hz.'leri geldi mi?, diye sordu.
Rasulullah Efendimiz (s.a.v)
:
- Hayir kizim, mescide de
iki vakittir gelmiyor dedi.
Hz. Fatima (r.a) validemiz :
- “Ya Rasulallah! Ben biraz
önce Ebu Bekir'in omuzlarinin çiplak oldugunu gördüm. Her halde giyecek bir
seyi yok. Müsaade ederseniz evdeki kilimden bir parça götürüp kendisine
vereyim.” dedi.
Evdeki kilimin yarisini
kesti götürerek Hz. Ebu Bekir'in penceresinden içeri atti. Ebu Bekir (r.a)
efendimiz kilimi iki parça yapip ortasini deldi, bogazindan geçirdi.
Sagindan ve solundan hurma lifleri ile ördü. Asik oldugu Hz.Muhammed
Mustafa'ya (s.a.v) üzerine geçirmis oldugu kilim parçasiyla gitti. Edeb
ediyor, kapiyi çalamiyor, aglamaya basliyor. Iste bu sirada Cebrail
aleyhisselam!
- Ya Muhammed! (s.a.v)
Allah'in selami var. Senin ümmetin-den bir kisi Allah'in riza makamina
yükseldi. Allah ondan razi oldu. Bu hali ile o kulda Allah'dan razi mi? O
kul su anda kapiya geldi, hayasindan, edebinden içeriye giremiyor deyince,
Rasulullah (s.a.v) kapiyi açtiklarinda Ebu Bekir Siddik (r.a)'i karsisinda
görünce;
- Hos geldin Ya Eba Bekir,
dedi.
Cibril'i Emin;
- Ya Rasulallah! Ebu Bekir'e
“Sen küfür halinde iken malin servetin vardi, iman ettin. Simdi bir kilim
parçasina büründün. Bu halde iken Allah'dan razi misin? Hosnut musun? Yoksa
degil misin? diye sor buyurdu.
Rasulullah Efendimiz (sav)
Ebu Bekir Siddik Hz.lerine sordu.
Bunun üzerine Ebu Bekir
(r.a) efendimiz aglayarak:
- Ben Rabbimden de, Muhammed
Mustafa'dan da raziyim. Onlar benden razi mi? Vücudum lime lime, parça parça
olsa da ben onlardan yine raziyim, dedi.
Rasulullah (s.a.v) :
- Allah'da senden razi Ya
Eba Bekir deyince;
Ebu Bekir Efendimiz; Allah
dedi ve basladi sema etmeye, peygamberimizin etrafinda yedi defa döndü ve
peygamber efendimiz Kelime-i Sehadet getirerek onu durdurdu.
Semanin yalniz Hz.Mevlana'ya
ve Mevlevilere ait olmadigi Rasulullah (SAV) ve ashabinin dönemimde de ve
ondan sonra gelen kibari evliyada yapmistir.
Imam Gazali Hazretleri:
“Hakk'in likasina müstehak
olan Allah'i seven asik nereye bakarsa orada Hakk'in kudret ve güzelligini
görür. Kulagina hos gelen her seste de Hakk'in lütfunu, ihsanini bulur. Bu
sebepler ki, sema Hak asiginin sevkini, heyacanini, askini artirir, kalbini
tututsturur. (Hüccet-üs Sema.S:26).
Seyh Cafer isminde ki bir
zat diyor ki;
Biz Cüneyd-i Bagdadi ile
hacca gidiyorduk. Yolda Tur Dagina çiktik. Hz Musa'nin oturdugu yerde
oturduk. O mübarek yerin Tur daginin tesiri altinda kaldik. Orada bizim ile
beraber daga çikan güzel sesli bir kisi de vardi. Hz Cüneyd o kisiye beyit
okumasi için isaret etti. Öyle dokunakli bir beyit okudu ki, Cüneyd onu
istince öyle bir vecde geldi ve semaya basladi. Biz de onun gibi vecde
geldik, semaya basladik. O hale geldik ki, yerde miyiz, gökte miyiz,
bilemedik. O civarda bir Kilise vardi, orada bir Rahip bulunuyordu. Rahip
kiliseden çikti ve bize seslendi.
Biz cevap vermedik. O
tekrar;
Ey Müslümanlar, bana cevap
verin”, diye tekrar bagirdi.
Biz öyle kendimizden geçmis
bir halde idik ki, hiç birimiz ona cevap veremedik. Rahip dayanamadi;
“Allah askina cevap verin,
neden sesiniz çikmiyor?, diye bagirdi.
Yine bizden cevap veren
olmadi.
Bir müddet sonra kendimize
geldik. Cüneyd'e, Rahibin bize seslendigini, Allah askina cevap verin,
dedigi halde cevap vermedigimizi söyledik.
Bunun üzerine Cüneyd;
Rahibi bana getiriniz, diye
ricada bulundu. Rahibi çagirdik. Geldi, bize selam verdi.
“Seyhiniz kimdir”?, diye
sordu.
Cüneyd'i gösterdiler.
Bunun üzerine Rahip,
Cüneyd'e hitaben;
Bu yaptiginiz hareket yani
sema sizin adeniz midir?, dininizde var midir?, sizin hepiniz sema eder
misiniz?, diye sordu.
Cüneyd Hazretleri söyle
cevap verdi;
Sema bizim dinimizde bir
kisim halka mahsutur. Yani bütün Müslümanlar sema etmezler. Bazilarimiz sema
eder.
Rahip;
Ne niyetle sema edersiniz?,
dedi. Allah'tan bir sey mi niyaz edersiniz?, içinizde ferahlik duymak mi?,
neselenmek için mi döner durur sunuz?,
Cüneyd Hazretleri;
Ruh aleminde ki; “Ben sizin
Rabbiniz degil miyim”, manevi hitabin zevkini bulmak için sema ederiz,
cevabini verdi.
Rahip;
Bu güzel seler nedir?, diye
sordu.
Cüneyd Hazretleri;
Bu güzel sesler, bize ezeli
nidayi hatirlatmakta, bizi kendimizden geçirmektedir. Güzel sesler susunca
bizde tekrar kendimize gelmekteyiz, diye söyledi.
Cüneyd-i Bagdadi (KS) Aziz
Hazretlerinin anlattiklari ve orada Rahibin gördügü bu hal, rahibe dokunur,
orada Müslüman olur.
Kutbul Rabbani Gavs-ül Azam
Abdulkadir Geylani Hz'leri de sema etmistir.
Abdülkadir Geylani
Hazretleri bir gün sema ederken, acaip garaip sözler söyledi. Bunu isiten
yakininda ki kisiler;
“Efendim siz sema ederken,
agzinizdan degisik sözler çikiyor”, dediler. Bunun üzerine Gavs-ül Azam
Hz'leri;
“Ben sema ederken, eger yine
o sözleri söyledigimi duyarsaniz, bana kiliçlarinizla biçaklarinizla vurun”,
dedi.
Yine bir sema sirasinda
Mübarek yine o acaip sözleri mirildanmaya baslayinca, etrafindakiler
ellerindeki biçak ve kiliçlarla O'na vurdular. Fakat ne kiliç ne de birkaç
biçak darbeleri ona en küçük bir zarar bile veremediler.
Bir gün geylani
Hazretlerinin dergahina, 3 tane alim zât geldi ve söyle dediler;
“Efendim dinimizde sema var
mi, bu dogru mu?,”
Gavs-ül Azam;
“Evet Hocaefendiler sema
vardir. Sema asktir ask… Siz bunun cevabini almak istiyorsaniz, halazadem
Ahmed-i Rufai (KS)'e gidin”, dedi.
O üç alim zât atlarina binip
dogruca Rufai Hazretlerinin yanina gittiler. Rufai Hazretleri güzel bahçelik
bir yerde ihvanlari ile beraber sohbet ediyordu. Alim zatlar selam verdikten
sonra;
“Efendim size sema ve ask
hakkinda soru sormak istiyoruz. Geylani ye sorduk size havale etti. Ask
nedir?, deyince…
Ahmed-i Rufai Hz.'leri
yaninda oturan dervisine;
“Haydi evladim “Huu”
esmasini okuyun”, deyip, kendisi de halakanin ortasina çikti ellerini
kaldirdi;
“ASK, ASK, ASK”, diyerek,
döne döne yükselmeye basladi. En sonunda gözden kayboldu. Bu hali gören
dervisleri aglamaya basladilar.
“Niye geldiniz?, Sizin
yüzünüzden seyhimizi kaybettik”, diye feryat ederlerken, Geylani Hazretleri
geldi. Dervislere;
“Üstadiniz nerede?, biraz
evvel sema yapiyordu”, dedi.
Onlarda halakanin ortasini
gösterdiler. Olan bitenden haberdar olan Geylani Hazretleri;
“Buraya hemen gül yagi
getirin. Bülbül güle asiktir, derviste seyhine, asik gül kokusuna
dayanamaz”, dedi.
Biraz sonra herkesin saskin
bakislari arasinda Rufai Hazretleri “Ask, ask, ask deyip sema ederek havadan
inmeye basladi. Geylani Hazretlerini görünce buynunu büktü, sükûnet buldu.
Ve ona “Ask nedir?”, diye
soran o üç zata;
“Iste Ask budur” yanitini
verdi.
Mevlana Hazretleri Sems
Hazretlerinin manevi terbiyesi altinda iken nefsi mutmaine makamina geldigi
vakit Sems Hazretleri gayet memnun olmus, Mevlana Hazretlerine;
“Ey Celaleddin! Günes döner,
Dünya döner, Ay döner, dost döner, diye hitap edince Mevlana Hazretleri de
sema etmistir.
Mevlana ve Sems Hazretleri
arasindaki bu essiz sevgiyi ve muhabbeti hazmedemeyen kimseler
hazirladiklari plani uygulamak için M.1255 yili Aralik ayinin soguk bir
seherinde pusuya yattilar.
Sems ve Mevlana Hz. ise
daldiklari manevi alemin sarhoslugu içerisinde iken hücrenin kapisi sert bir
sekilde çalindi bu iki dost manevi alemin sarhoslugundan kendilerine gelerek
birbirlerine baktilar disaridan bir ses Sems Hz.'lerini çagiriyordu.Sems
Hz.leri; yerinden kalkti ve Mevlana Hazretlerine mubarek gözlerini dikmis
aci aci bakiyordu;
- “Ey Celaleddin
duyuyormusun beni dönüsü olmayan bir yola davet ediyorlar.” diyerek Mevlana
Hz.ile vedalasip disari çikti. Mevlana Hz. sanki yerinde donup kalmisti.
Ancak disaridan “Allah” diye bir nara duyunca kendine gelebildi Sems
Hz.Sehitlik serbetini içmis Mevlana'nin ugrunda adadigi basini teslim
etmisti ve Allah (c.c) takdiri yerini bulmustu.Sems Hz.'nin sesini isiten
Mevlana derhal disari çikti.Disarda kimseyi göremedi ama kapinin önünde
birkaç damla kan görünce heyecanindan oldugu yere yigiliverdi.
Disaridan gelen bu seslere
Mevlana Hz.'nin yakinlari kosup geldiler yerde kendinden geçmis olan
Mevlana'yi içeri aldilar.
Sems'i Tebrizi hazretlerine
pusu kuranlar o essiz sultanin mübarek bogazini kesmislerdi Sems
Hazretlerini yarali bir halde oradan götürüp güllük denilen (su andaki
türbesinin oldugu yerde) kör bir kuyuya attilar. Bu büyük evliya o kör kuyu
içerisinde çok sevdigi Rabbine doksandört yasinda teslim oldu. Bir müddet
sonra kendine gelen Mevlana hazretleri (manen ) Sems hazretlerinin kör bir
kuyuya atildigini çevresindekilere söyledi.
Mevlana hazretlerinin oglu
Sultan Veled hazretleri müritleri toplayip, mübarek nâsini kuyudan çikarip
yikadiktan sonra cenaze namazini Mevlana hazretleri kildirmistir. Mevlana
Hz.leri Peygamber-ler öldükleri yere defn olurlar muktezasinca onlarin
varisleride öldükleri yere defn olunur dedi ve kuyunun yan tarafindan bir
merdiven boslugu açarak Sems Hz.lerini son nefesini verdigi su andaki
türbesinin bulundugu yere (kuyunun içerisine) defnedilmistir. Mevlana'nin
vefatindan sonra Sems Hazretlerinin mezari üzerine Selçuklular zamaninda bir
türbe ve ona bitisik bir mescit yapilmistir.
Sems Hazretleri Konya'ya ilk
gelisinde dört yil kalmisti.Fitne ve dedikodunun artmasindan sonra Sam'a
gidince onsekiz ay kaldi. Ikinci defa Konya'ya gelisinde de bes yil kaldi.
Sems Hazretleri Mevlana Hazretleri'nin seyri sülukunu bu kadar zaman
içerisinde tamamlatmistir.
MESNEVİ
MANEVİNİN YAZILIŞI
Mevlana Hz.,asil kisilerin
sultani Çelebi Hüsamettin'in cazibesi ile heyecanlar içerisinde sema ederken
otururken, ayakta, sükunet ve hareket halinde daima mesneviyi söylemeye
devam etti. Bazen öyle olurdu ki, aksamdan baslayarak gün agarincaya kadar
birbirleri arkasindan söyler, yazarlardi. Çelebi Hüsameddin'de bunu süratle
yazar ve yazdiktan sonra hepsini yüksek sesle Mevlana'ya okurdu.Cilt
tamamlaninca Çelebi Hüsameddin, beyitleri yeniden gözden geçirerek gereken
düzeltmeleri yapip tekrar okurdu.
MEVLANA
HAZRETLERİNİN GÜZEL SÖZLERİ
“Allah'in, seni her
an görür olmasindan korkar da, gafleti terkedersin diye, Cenab-i Hakk
kendisinin “BASIR” yani; her seyi görücü oldugunu beyan etmistir.
“Kötü sözlerden
dudagini boslayasin, sükut edesin diye, Allah'ü Teala kendisinin “SEMI”
yani; her seyi isitici oldugunu haber vermistir.
“Korkup bir fesad
düsünmeyesin diye Halik-i Zülcelal, kendisinin” ALIM” yani; her seyi bilici
oldugunu bildirmistir.”
“Asiklarin varlikla
isi yoktur. Asiklarin ticareti ve kazanci sermayesizdir.”
“Ask öyle bir
alevdir ki; masuk'tan baskasini yakar yikar mahfeder.”
“Asiklarin sevinci
ve gami Allah'dir. Onlarin el emegi ve ücretleri de yine O'dur.”
“Her kimde, güzel
Allah'dan baskasina bir ask varsa; o ask, seker yemek kadar tatli bile olsa
yine can çekismektir.”
“Asikin ask pervasi
ve tahammülü olmazsa, o kanatsiz bir kus gibi kalir; vay onun haline.”
“Asiklik derdi,
diger dertlerden ayridir. Ask, hüda'nin sirlarini belli eden bir usturlap ve
bir vasitadir.”
“Asiklik; gerek bu
bastan, gerek öbür bastan olsun, akibet bizi o tafara götürecek bir
kilavuzdur.”
HZ.MEVLANA'NIN KERAMETLERİ
Selçuklu Sultani
Rükneddin'i Kurtarmasi
“ Bir gün, Mevlana
Hazretleri aniden yanimizda peyda olup (belirip):
- Acele bu evden çikin!
Çabuk olun, bu evi bosaltin! buyurdu.
Biz hemen evden çiktik.
Çikar çikmaz ev yikildi; hepimiz kurtulduk.”
Mevlana'nin bu kerametinin
bir sükranesi olarak Sultan Rükreddin, bin altini Mevlana'nin medresesinde
okuyan talebelere dagitti.
Ayni Anda, Davet
Edilen Kirk Evde Bulunmasi
Bir gece Mevlana
Hazretlerini, doslarindan kirk kisi ayri ayri kendi evlerine davet ettiler.
O'da, ayni anda her birinin davetinde bulunup, her biriyle sohbet etti.
Ertesi sabah her biri:
- Dün gece Mevlana
Hazretleri bizde idi ve sohbet etti!.. dediler.
Halbuki o gece Mevlana
Hazretleri, kendi hususi odasinda idi ve ibadetle mesgul olmus idi.
MEVLANA
HAZRETLERİNİN ESERLERİ
MEKTUBAT, DIVAN-I
KEBIR, FIHI MAFIH, MECALIS-I SABA, MESNEVI
Mevlana Hz.lerinin
tavsiye ettigi bir dua:
Mevlana Hz.leri son
dönemlerinde iken, dostu Siracettin Tatari'yi yanina çagirarak, kendisine su
duayi ögretmis ve sikintili zamanlarinda okumasini tavsiye etmistir.
“ Ya Rabbi! Bana ne senin
zikrini unutturacak, sana sevkimi söndürecek, Seni tesbih ederken duydugum
lezzeti kesecek bir hastalik, ne de beni azdiracak, ser ve kötülügümü
arttiracak bir sihhat ver.
Ey merhamet
edenlerin merhametlisi!
Merhametinle bu
duami kabul et.
HAZRETİ
MEVLANA'NIN BAKİ ALEME GÖÇÜSÜ
Hazreti Mevlana bir gün bir
mecliste, ölüm ve ölüm ötesinden söz ederken:
Mü'minler ölmez, bir evden
baska bir eve göç ederler, tasinirlar!.. deyince, orada bulunan Taceddin-i
Erdebili:
Iyi de efendim, Cenab-i Hak:
“Her nefs ölümü tadacaktir!” buyuruyor. Bunu nasil tevil
edeceksiniz? diye sordu.
Bu soruda az da olsa bir
itiraz kokusu vardi. Taceddin-i Erdebili'nin bu sorusuna söyle karsilik
verdi Mevlana:
Evet, fakat, Cenab-i Hak her
nefs diyor, her kalb demiyor. Sen ya kalb ol veya bir Mü'min kulun kalbinde
yer et ki, mü'minin kalbi gibi ölmeyesin. Eger kalpazanlik edersen böyle
kalbin nakdine ulasamazsin. Sen nefsin hevasina uyup gidersen ve nefsin bir
aleti olursan, her nefs ölümü tadacaktir ayeti senin için söylenmis olur.
“Onun zatindan özge
her sey helak olacaktir” ayetinde Cenab-i Hak kendini övmüyor.
Bununla kullarina karsi kendini överek: Ben hep kalirim, sizler, hepiniz yok
olup gideceksiniz demiyor. Kendi merhametine davet ediyor. Damlanin deryada
kaybolmasi gibi siz de yok olmaktan müstesna olan zatinda tamamiyla yok
olun, diyor.
Bu menkibeden çikarilmasi
gereken netice su olsa gerektir:
Deryaya karisan damla,
zahirde (görüntüde) yok olup gitmis gibi gözükür ama, aslinda gerçekten
varliga ulasmis olur.
Kesretten vahdete (çokluktan
teklige) ulasma hali bu.
Yok olup gitme diye bir sey
yok!
Hazreti Mevlana'nin bu
dünyaya veda etme belirtilerinin basladigi günlerde, esi Kira Hatun:
Hüdavendigar Hazretlerinin
dünyayi hakikat ve manalarla doldurmasi için üç yüz, dörtyüz sene yasamasi
gerekmez miydi? Diye dolup tasinca, insanligin piri Mevlana:
Sen ne diyorsun Kira Hatun?
Biz ne Firavunuz, ne de Nemrut! Zindandan adam çikarmaya geldik bu dünyaya
biz! Yoksa bu tas toprak aleminde isimiz ne bizim?
Ortada zavallilarin
faydalari olmasaydi, bu tas toprak yurdunda bir an bile durmazdik ki!
Insanlara faydam dokunsun
diye kaldim bu dünya zindaninda ben!
Yoksa zindan nerdeeee, ben
nerde, kimin malini çalmisim ben? Demis.
Hazreti Mevlana'nin bu
sözlerini Yunus Emre söyle nazmetmis:
Öyle sanman siz
beni,
Kendi özümden
gelmisem!
Kendi elim ile ben,
Bu kafese girmisem!
Yunus Emre sen kande,
Kalmayasin zindanda!
Zindan kande, ben
kande(kimin),
Kimi malin çalmisam!
En az iki türlü rüsd, iki
türlü ölüm var insan hayatinda. Birinci rüsd, ergenlik çagina ererek akil
balig olmak
Ikinci rüsd, ermislik
mertebesine ererek, arif ve kamil (bilge ve olgun) olmak.
Birinci ölüm, ihtiyari (istege,
iradeye bagli) ölüm. Ölmeden önce ölme hal ve mertebesine ulasmak. Hayatin
artilari ve eksileri karsisinda ölü gibi sakin olmak. Izafi iradeyi
birakarak mutlak iradeye teslim olmak. Tepkiyle degil tecelli ile yasamak.
Ikinci rüsd makam ve
mertebelerinin zirvelerinde, ölmeden önce diriligi içinde, insani hayatin bu
yakasindan öte yakasina götüren zorunlu ölümü dügün bayram ilan eden, “Seb-i
Arus” olarak niteleyen Hazreti Mevlana, son demlerinde, tafsire sigmayan ve
benzeri çok nadir görülen bir vuslat nes'esi içinde,Hakka yürümenin zamanini
bekliyordu.
Insanlarin hayirlisi halka
faydali olan kimsedir. Sözün en hayirlisi da kisa ve öz olandir. Ömrünü ask,
muhabbet, vecd ve ibadetle geçiren asiklar sultani Mevlana Celaleddin
Rumi(k.s), (M. 1285) senesinde hastalandi. Mevlana Celaleddin Rumi
hazretleri hasta olup da ölüm dösegine yatinca yakin ve uzak bütün civar ve
etrafindan dervisleri haber alip( Manevi olarak) Mevlana Hz.lerinin
dergahina akin etmeye basladilar. O'nun bu hastaligi kirk gün kadar sürdü.
Etrafinda bir çok hekimler, tedavisi için ne kadar ugrasiyorlarsa da, müspet
bir netice almak mümkün olmuyordu:
Vefatinin yaklastigi
siralarda Selçuklu sarayindan temsilciler, hekimler (Ekmeluddin Bey hekim)
gönderilerek Mevlana Hz.lerine geçmis olsun dileklerini iletiyorlardi.Ziyaretine,
hocasi Sadreddin Konevi ve sehrin ileri gelen alimleri geldiler:
“Allah'ü Teala (cc), acil
sifalar versin. Insallah, en kisa zamanda sihhat bulursunuz! Zira siz,
alemin ruhusunuz; alem sizinle hayat bulur!” dediler.
Mevlana Hazretleri de
onlara:
Allah-i severim
diyenden de sevdim diyenden de usandim. Ben dostuma gidiyorum. Sizler niyaz
ederek benim yolumu kesiyorsunuz. Üzülmeyin ben vefat edince dügün dernek
kurun, bundan sonra bugünde SEB-I ARUZ yapin buyurmuslardir.
Son günü idi; basinda,
hizmetle mesguliyetten, gece uykularini tam uyumamaktan vücudunun
yiprandigini gördügü sevgili oglu Sultan Veled'e:
“Oglum Bahaeddin! Ben bu gün
kendimi biraz iyi görüyorum. Haydi git biraz istirahat et!” dedi.
Sultan Veled, gözü ve gönlü
yasli oldugu halde, pek muhterem babasinin odasini terkederken, Cenabi
Mevlana arkasindan çok zayif bir sesle sunlari söylüyordu:
“ Sen git yastiga
basini koy. Beni yalniz birak
Geceleri dönüp
dolasan, perisan haldeki bu
dertliyi terket.
Biz ve sevda
dalgalari sabahlara kadar bas
Basayiz, ister gel
bagisla ister git vefa et
Benden kaç ki, sen
de belaya ugramayasin.
Selamet yolunu seç,
bela yolunu birak.
Biz ve gözyaslari
hüzünler kösesinde
kivrilmisiz. (Istersen)
gözyaslarimizin üzerine
yüz degirmen kur.
Acimasiz bir
sevgilimiz var, kalbi granit gibi
(Bizi) öldürür de
kimse “diyeti” hazirla diyemez
Güzeller sultanina
vefa göstermek vacip degil,
Ey sararmis asik!
Sen sabret, vefa göster
(Bu) öyle bir dert
ki, ölümden baska dermani yok.
Peki ben nasil bu
derde deva yap derim.
Dün gece rüyamda ask
mahallesinde bir pir
gördüm. Bize dogru
gel diye eliyle isaret etti.
(Diyordu ki), yolda
ejderha varsa sende de
zümrüt gibi ask var,
o zümrütün
pariltisiyla defet
ejderhayi.
Yeter artik,
kendimde degilim ben hünerini
artirmak istiyorsan
sen, Ebu Ali'nin tarihinden,
Ebu'l Ala'nin
ögütlerinden bahset.
Hüsameddin Çelebi
anlatir:
“Mevlana Hazretleri'nin son
günü idi. Fevkalade yigit bir delikanlinin, Üstadim Mevlana'nin bulundugu
yerde belirdigini gördüm. Mevlana, kalkip bu delikanliyi karsilayarak bana;
dösegi kaldirin!.. buyurdu. Ben hayret ettim.. çünkü Üstadim hasta idi.
O delikanlinin yanina varip:
Siz kimsiniz ki, Üstadim
hasta yatagindan kalkarak, size istikbal eyledi(sizi karsiladi)... diye
sordum.
O da:
Ben, Azrail'im Rabbimizin
emrini yerine getirmek, Mevlana'yi öbür aleme davet etmek için geldim!..
dedi.
Üstadim Mevlana'da:
“Rabbimiz, beni kendi
Hazretine davet ediyor! Artik gitmek zamani gelmistir. Ya Azrail! Çabuk ol!
Beni Rabbime çabuk kavustur!”deyip, Kelime-i Sehadet'i getirdi ve bu fani
hayata gözlerini yumdu.
M. 20 Aralik 1285 tarihinde
78 yasinda vefat etti. Allah rahmet etsin, sefaatlerine nail eylesin.
HAZRET-İ
MEVLANA'YA YEŞİL KUBBE
Mevlana'ya Yesil kubbe
denilen Türbe, Sultan Veled ile Alameddin Keyser'in gayreti ve Emir
Pervane'nin esi (Sultan II Giyaseddin Keyhüsrev'in kizi) Gürcü Hatun'un
yardimiyla Çelebi Hüsameddin zamaninda yapildi.
Türbenin mimari, Tebrizli
Bedreddin'dir.
Selim oglu Abdülvahid adli
bir sanatkar da Mevlana'nin kabri üzerine, Selçuklu oymaciliginin saheseri
olarak kabul edilen, büyük bir ceviz sanduka yapmistir. Bu sanduka bugün,
Sultan'ulema Bahaeddin Veled 'in kabri üzerindedir.
Mevlana'nin vefatindan
birkaç ay sonra, Mevlana'ya saygi ve sevgiyle bagli Selçuklu emirleri, oglu
Sultan Veled'e basvurarak Mevlana'nin mezari üzerine bir türbe yaptirmayi
dilediklerini söylemisler, onun rizasini almislardir. Mevlevi kaynaklarinin
verdigi bilgilere göre, Selçuklu veziri Muineddin Süleyman Pervane, karisi
Gürcü hatun, Emir Alemeddin Kayser, Sultan Veled'le isbirligi ederek (yüz
altmis bin dirhem sarfi ile), devrin mimarlarindan Tebrizli Bedreddin'e
Türbe'yi yaptirmislardir.
Daha Geniş Bilgiye
Hz. Mevlana'nın Hayatı Kitabından Ulaşabilirsiniz.
www.abdullahgurbuz.com |